SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUK VE AİLE SORUMLULUĞU

Son günlerde “suça sürüklenen çocuk” tartışmaları, 2026 yılının hukuk gündeminde adalet sisteminin ceza sorumluluğu ile koruma ve rehabilitasyon mekanizmaları arasındaki ilişkiyi yeniden görünür kılmaktadır. Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığı(TÜİK) verilerine göre güvenlik birimlerine getirilen 600 bini aşkın çocuğun yaklaşık üçte birinin “suça sürüklenme” gerekçesiyle kayda geçmiş olması, meselenin yalnızca adli bir olgu olarak değil; aileden başlayarak topluma yayılan bir koruma ve gözetim sorumluluğu olarak ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. 

Bu çerçevede Türk Ceza Kanunu’nun 31. maddesi, yaşa bağlı kademeli bir ceza sorumluluğu rejimi öngörür: 12 yaş altındaki çocuklar bakımından mutlak ceza sorumsuzluğu kabul edilirken, 12–15 yaş grubunda “fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama” ile “davranışlarını yönlendirme yeteneğinin bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilir. Nitekim Çocuk Koruma Kanunu (“ÇKK”) 5. maddesinde öngörülen danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma tedbirleri, yalnız çocuğa yönelik değil; fiilen aile ortamının güçlendirilmesine ve ebeveynlik yükümlülüklerinin desteklenmesine dönük bir müdahale seti niteliğindedir. Aynı Kanun’un 11. maddesi ise bu tedbirlerin, ceza sorumluluğu bulunmayan suça sürüklenen çocuklar bakımından “çocuklara özgü güvenlik tedbiri” olarak uygulanabileceğini düzenleyerek, aile ve çevre koşullarını dikkate alan koruyucu yaklaşımı hukuki zemine taşımaktadır.

Sistem, çocuğun işlediği fiil nedeniyle hapis cezasına başvurulmasını “en son çare” olarak görürken, koruyucu ve destekleyici tedbirlerin odağını ailenin gözetim ve bakım yükümlülüğüne çevirmektedir. ÇKK madde 5 kapsamında hükmedilen danışmanlık, eğitim ve bakım tedbirleri yalnızca çocuğu değil, doğrudan ebeveynleri de kapsayan bir rehberlik ve denetim sürecini başlatmaktadır. Çocuğun suça sürüklenmesinde ailenin denetim eksikliği veya bakım görevini ihmal etmesi, mahkemelerin çocuğu aile ortamından ayırarak bakım yurduna yerleştirmesi veya aileye yönelik özel eğitim direktifleri vermesi gibi ağır hukuki sonuçlar doğurabilmektedir. Dolayısıyla, ceza sorumluluğu yaş sınırları nedeniyle çocuğun cezalandırılmadığı durumlar bir “yaptırımsızlık” değil, aksine ailenin ebeveynlik ehliyetinin devlet eliyle denetlendiği ve gerektiğinde müdahale edildiği bir süreci ifade etmektedir.

Şubat 2026 itibarıyla yürürlükte olan 11. Yargı Paketi, çocukları suç örgütlerinde araç olarak kullananlara yönelik yaptırımları sertleştirirken, TBMM Araştırma Komisyonu’nun güncel çalışmaları da ailenin dijital ve sosyal çevredeki koruyucu rolünün altını çizmektedir. Hazırlık aşamasındaki 12. Yargı Paketi’nin yargılama usullerini etkinleştirmeye dönük hamleleri, çocuğun yüksek yararının korunmasında ailenin sorumluluğunu daha görünür kılmaktadır. 

Sonuç olarak çocuk adalet sistemi, suça sürüklenen çocuğu sadece bir sanık olarak değil, ailenin ve toplumun koruma yükümlülüğünün bir parçası olarak konumlandırmakta; ebeveynlerin bu süreçteki ihmallerini hukuki birer müdahale alanı olarak belirlemektedir.

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

Hukuk Desteği

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir