HİLEYE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVASI

Taşınmaz mülkiyeti kural olarak tapu siciline tescil ile kazanılır. Tapu siciline tescil geçerli olmayan bir nedene dayanarak gerçekleştirilmişse Türk Medeni Kanun’un (“TMK”) 1024. maddesinde de belirtildiği gibi yolsuz tescil söz konusu olur. (İlgili yazımız için lütfen bkz…)

Tapu iptali ve tescil davası farklı nedenlere dayalı olarak açılabilmektedir. Bu nedenlerden birisi de hiledir. Hile, Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/8343 E., 2019/2469 K. sayılı kararında “…genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede yanıltma söz konusudur. Taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.” şeklinde tanımlanmıştır.

Hile, her türlü delille ispat edilebilmektedir ve konusu olduğu işlemin iptal hakkının kullanılması için, hiçbir şekle bağlı da değildir. TMK’nın 7 maddesi “Resmî sicil ve senetler, belgeledikleri olguların doğruluğuna kanıt oluşturur. Bunların içeriğinin doğru olmadığının ispatı, kanunlarda başka bir hüküm bulunmadıkça, her hangi bir şekle bağlı değildir.” hükmünü amir olup, resmi belgeler bakımından da bu husus ilgili maddede düzenlenmiştir.

Hileye dayalı tapu iptal ve tescil davasının açılabilmesi 1 (bir) yıllık hak düşürücü süreye tabidir. Yine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 2016/8343 E., 2019/2469 K. sayılı kararında bu husus “Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.” şeklinde, 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa irade açıklamasında, defi ya da dava yoluyla ileri sürülebileceği belirtilmiştir.

Aşağıda sizlerle konu ile ilgili bir Yargıtay kararı paylaşmaktayız.

“…Davacı, hata ve hile hukuksal nedenine dayanarak iptal ve tescil istemiştir. Mahkemece temlikin 23.12.1964 tarihinde yapıldığı, davanın ise on yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 25.1.1988 günü açıldığı belirtilerek ve HGK’nun 30.5.1951 tarihli bir kararına da dayanılmak suretiyle uyuşmazlığın esası incelenmeden davanın salt bu nedenlerle reddine karar verilmiş ve bu hüküm Dairece onanmıştır. Oysa, Hukuk Genel Kurulu’nun 7.12.1988 gün 1988/767 esas, 1988/ 987 sayılı kararında da açıklandığı gibi; BK. nun 31. maddesinde yenilik doğuran bir hak söz konusudur. Hile iddiasının gerçekleşmesi halinde, temlikin geçerli bir hukuki nedene dayandığından söz edilemez. Dava, bu niteliği itibariyle Borçlar Kanununun 125. maddesinde öngörülen on yıllık süreye tabi tutulamaz. Medeni Kanunun 60. maddesinden de yararlanılamaz. Ancak, hata ve hilenin öğrenilmesinden itibaren BK. nun 31. maddesi uyarınca, davanın bir yıl içerisinde açılmış bulunması zorunludur. Bu madde, on yıllık bir tavanla sınırlandırılmış değildir. Mahkemenin hükmüne dayanak yaptığı HGK. nun 30.5.1951 günlü gerekçesiz kararından dönülmüş, yargısal uygulamalar açıklanan yönde kararlılık kazanmıştır. Bu durumda, öncelikle davacının hata ve hileyi öğrendiği tarihin (ıttıla tarihinin) belirlenmesi davanın BK. nun 31. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığının araştırılması, bu süre içinde açıldığının saptanması halinde, yanların sav ve savunmaları doğrultusunda gösterecekleri delillerin toplanması ve ondan sonra kanıtların birlikte değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. Bu yönde hiçbir inceleme ve soruşturmaya girilmeden ve on yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğinden bahisle davanın reddedilmesinin doğru olmadığı, Dairece yanılgıya düşülerek hükmün onandığı, davacının başvurusu üzerine bu kez yapılan inceleme sonunda anlaşılmıştır … Davacının itirazları yerindedir. Kabulüyle, Dairenin 29.12.1988 gün 12033/14985 sayılı onama kararının, karar düzeltme yoluyla ortadan kaldırılmasına ve mahkemenin davanın reddine ilişkin 27.4.1988 günlü hükmünün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca (bozulmasına), peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 17.3.1989 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Hukuk Desteği

iletisim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir