İŞÇİNİN SIR SAKLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN SÜRESİ

Av. Sevcen CAN & Av. Yasemin ÇORAK

İşçinin, işverene karşı sır saklama yükümlülüğü hizmet sözleşmesinin kurulmasıyla başlayıp, kural olarak iş ilişkisinin devamı boyunca sürmekte, ancak belirli koşullar altında sözleşmenin sona ermesinden sonra da devam etmektedir.

Hizmet sözleşmesinin kurulmasından önce, sözleşme görüşmeleri devam ederken culpa in contrahendo kapsamında tarafların birbirine verdikleri zarardan sorumlu olacağı genel hukuk kuralları çerçevesinde tartışmasız olsa da, hizmet sözleşmesi henüz kurulmadığından, işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan bir sadakat borcundan, dolayısıyla sır saklama yükümlülüğünden bahsedilemeyecektir.

Türk Hukuku açısından işçi-işveren arasındaki hukuki ilişki hizmet sözleşmesinin kurulmasıyla, diğer bir deyişle işçi fiilen işe başlamamış olsa dahi hizmet sözleşmesinin yürürlüğü ile başlamakta, dolayısıyla bu andan itibaren işçi, işverene karşı sadakat borcu, dolayısıyla sır saklama yükümlülüğü altına girmektedir.

Sadakat borcu kapsamında sır saklama yükümlülüğü, her ne kadar esasen iş ilişkisinin devamı boyunca söz konusu olsa da, işçinin hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra da belirli bir çerçevede devam eden borçlarından biridir. Türk Borçlar Kanunu’nun madde 396/4 hükmüyle de işverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçinin sır saklama yükümlülüğünün hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra da devam edeceği öngörülmüştür.

Hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra, ancak işverenin haklı ve meşru bir menfaatinin korunması gerekliliği söz konusuysa işçinin sır saklama yükümlülüğünden bahsedilebilmektedir. Bu noktada, iş sırlarının bir başka işyerinde tecrübi bilgi, beceri olarak kullanılmasının sır saklama yükümlülüğünün ihlaline yol açıp açmayacağı konusunda hukukumuzda tartışmalar olmakla birlikte, doktrinde işçinin yapmış olduğu işte zamanla kazanmış olduğu ve artık kendisinin vazgeçilmez unsuru sayılan mesleki bilgilerin (tecrübeye dayalı bilgiler) iş sırrı olarak nitelendirilmeyeceği belirtilmiştir. İsviçre öğretisine göre, somut olay açısından iş sırrı ve tecrübi bilgi arasındaki ayrım keskin değilsede, işverenin menfaatinin öncelikli olduğu belirtilmekte, bu görüş Yargıtay’ın aşağıda alıntılanan bir kararıyla da benimsenmektedir;

Y. 9. H.D. 2016/15516 E., 2016/17659 K., “…İşverenin haklı menfaatinin korunması için gerekli olduğu ölçüde işçi, hizmet ilişkisinin sona ermesinden sonra da sır saklamakla yükümlüdür. Dosya içeriğine göre taraflar arasında iş sözleşmesinin sona ermesinden sonraki dönem için rekabet yasağına ilişkin bir sözleşme imzalanmamıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işveren, davalının kendisinde üretilen bir buluşu sır saklama yükümlülüğüne aykırı olarak yeni çalıştığı işverende de ürettiği iddiası ile maddi zararın tahsilini istemektedir. Burada rekabet yasağına aykırılıktan çok sadakat borcunun alt unsuru olan sır saklama yükümlülüğünün ihlaline dayanılmakta, işyerindeki buluşun bu ihlal nedeniyle başka yerde kullanılmasından kaynaklanan tazminat talebi bulunmaktadır…”

Hukuk Desteği

iletisim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir