
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 94. maddesinde “Kanunun belirlediği süreler kesindir. Hâkim, tayin ettiği sürenin kesin olduğuna karar verebilir. Bu takdirde hâkim, tayin ettiği kesin süreye konu olan işlemi hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde açıklar ve süreye uyulmamasının hukuki sonuçlarını açıkça tutanağa geçirerek ihtar eder. Kesin olduğu belirtilmeyen süreyi geçirmiş olan taraf yeniden süre isteyebilir; bu şekilde verilecek ikinci süre kesindir ve yeniden süre verilemez. Kesin süre içinde yapılması gereken işlemi, süresinde yapmayan tarafın, o işlemi yapma hakkı ortadan kalkar.” şeklinde yer alan kesin süre, hem yargılamanın düzenli yürütülmesi hem de hakkın en kısa sürede elde edilmesi için hukuk sistemine dahil edilen yargılama kurallarından biridir.
Alıntılanan maddede de açıkça hükme bağlandığı üzere, kesin süre içerisinde yapılma gerekliliği kanunda yer alan ya da hakim tarafından hüküm altına alınan işlemlerin, kesin süre geçtikten sonra -istisnalar hariç olmak üzere- hem yapılma ihtimali ortadan kalkar hem de yapılsa bile yapılmamış olarak kabul edilir. Başka bir söylemle yargılama sürecinde sonuç doğurmaz.
Önemle eklemek gerekir ki kesin süre kuralı uygulanırken kuralın getiriliş amacı mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Özellikle ilk derece mahkemelerinde; bilirkişi, keşif gibi delillerin masraflarının kesin süre içerisinde yatırılmaması halinde, mahkeme tarafından doğrudan o delile dayanmaktan vazgeçildiği kabul edilmekte hatta bazı hallerde yargılamanın reddine ilişkin kararlar verilmektedir. Delile dayanmaktan vazgeçildiğine dair karar ilk bakışta doğru gözükse de bilirkişi, keşif gibi delillerin masrafları, yargılamayı uzatma amacını taşımadan ve gelecek celse tarihinden çok önce yatırıldığı durumda, kesin süre kuralının getiriliş amacına riayet edilerek, yatırılan masrafın kabul edilmesi bizce gerekmektedir.
Yargıtay tarafından verilen çok sayıdaki karar da, açıklanan konuya açıklık getirmekle beraber kesin süre uygulamasının amacını ortaya koymaktadır. Bu amacın net olarak kavranması adına, Yargıtay’ın ilgili kararlarını alıntılamaktayız;
- “Somut
olayda mahkemece gider avansının ikmal edilmesi hususunda davacıya kesin süre
verilmiş ise de, talep edilen giderin bilirkişi ücret gideri olduğu mahkemenin
13.11.2013 tarihli ara kararından anlaşılmaktadır. Bu durumda Mahkemece depo
edilmesi istenen avansın 6100 Sayılı HMK.nun 324.maddesi gereği delil ikame
gideri olduğu anlaşılmaktadır. Davacı kurum tarafından 2 haftalık kesin süre
geçtikten sonra 9.1.2014 tarihinde 300,00 TL bilirkişi ücretini yatırıldığı
dosyada mevcut tahsilat makbuzundan anlaşılmaktadır. Davacı kurum vekili,
ödenek sıkıntısı sebebiyle bilirkişi ücretinin süresinde yatırılamadığını
belirtmiştir. Davacı son celseden önce bilirkişi ücreti yatırdığına göre
davanın da uzamasına sebep olmadığı dikkate alınarak HMK 324 uyarınca işin
esası incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde
karar verilmesi doğru değildir.” (Yargıtay 6. Hukuk
Dairesi, 2014/5852 E., 2015/2020 K., 2.3.2015 T.)
- “Hukuk Yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın
düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını
gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç
olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı halinde uygulama alanı
bulurlar. Aksi halde araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı
bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı,
ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun
ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır. Yine hakim, davanın süratli
bir şekilde bitirilmesini temel amaç kabul edip, kesin süre kurumunu bu amacın
hizmetine vermemelidir. Zira davanın makul sürede bitirilmesi adil yargılama
hakkının bir unsuru ise de, bu temel insan hakkı, diğer usulü hakların feda
edilmesiyle gerçekleştirilebilecek bir hak değildir. ( HGK 28.04.2010 gün
2010/2-221, 241 E,K) Bazı hallerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya
hakka dayanamamak gibi ağır sonuçları birlikte getirmekte, davanın
kaybedilmesine neden olmaktadır. Böyle bir durumda, geciken adaletin
adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya uzatılmak istenmesini
engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak
kullanılmalı, davanın reddi için bir araç sayılmamalıdır. Bu cümleden olarak,
kesin sürenin amacına uygun olarak kullanılması ve yeterli uzunlukta olmasının
yanı sıra, tarafların yargılamadaki tutumları ile süreye konu işlemin
özelliğinin de göz önünde bulundurulması gerekir. ( 28.03.2012 Tarih 2012/19-55
E . 2012/49 Sayılı HGK İlamı) Mahkemece verilen kesin süreden sonra, ancak
celse tarihinden yaklaşık 3 ay evvel bilirkişi ücreti ile keşif mahkeme yolluğu
mahkeme veznesine depo edilmiştir. Yukarıda ayrıntısıyla açıklandığı üzere,
kesin sürenin temel amacı yargılamada çabukluğu sağlamak, daha açık ifadeyle
taraflarca yargılamanın lüzumsuz yere uzatılmasının önüne geçmek olup; bu
amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, celsenin talik edildiği, 18.09.2013
tarihine kadar dosyanın bilirkişiye tevdiye bilirkişi raporunun tanzim
kılınarak taraf vekillerine tebliğinin mümkün olduğu davacı vekilinin
21.06.2013 tarihi itibariyle bilirkişi ücretini yatırmasının celsenin talik
edildiği tarihde nazara alındığında yargılamayı uzatmadığı apaçık ortadadır. Her
ne kadar, mahkemenin verdiği kesin süre şekli anlamda usulüne uygun ise de,
yukarıda da açıklandığı üzere yargılamayı uzatmadığı sürece, savunma hakkının
kutsallığının içeriğine dokunmadan kullanılması gereken bir usul hukuku yöntemi
olduğu da dikkate alındığında, verilen kesin süre usul hukukuna konuluş amacına
uygun kullanılmadığından, yöntemine uygun değildir ve bu suretle verilen kesin
süre hukuki sonuç doğurmaz. Bu itibarla; mahkemece 21.06.2013 de bilirkişi
ücretinin dosyaya yatırılması göz önüne alınarak, dosyanın bilirkişiye
tevdiiyle uyuşmazlık konusuna ilişkin rapor tanziminden sonra elde edilecek
sonuç dairesinde hüküm tesisi gerekirken kati mehil müesesenin konuluş amacına
aykırı olarak kesin süreye yanlış anlam verilmek suretiyle, bilirkişi ücretinin
yatırıldığı tarihten yaklaşık 3 ay sonrasına tekabül eden celsede bilirkişi
ücreti süresinde yatırılmadığından mevcut haliyle kanıtlanamayan davanın reddi
yönünde hüküm tesisi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir…” (Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu, 2017/3179 E., 2021/806 K., 22.6.2021 T.)
- “Bu durumda; 11/01/2018 tarihli davalı vekilinin hazır olduğu celsede verilen keşif ve bilirkişi ücretinin yatırılmasına ilişkin ara kararın keşif günü olan 06/04/2018 tarihinden önce 29/01/2018 tarihinde yerine getirildiği, keşif ve bilirkişi ücretinin verilen iki haftalık kesin süre içinde yerine getirilmemesinin keşfin belirlenen günde yapılmasına herhangi bir engel oluşturmadığı ve yargılamanın gecikmesine neden olmadığı anlaşılmakla 11/01/2018 tarihli celsede verilen ara karar doğrultusunda keşif icra edilerek diğer bütün deliller ile birlikte değerlendirilmek suretiyle dava konusu zararın davalıya ait işletmenin çalışmalarından kaynaklanıp kaynaklanmadığı hususu ile zararın kapsamının belirlenmesi ve bu şekilde sonuca gidilmesi gerekirken mahkemece anılan yön gözetilmeden eksik inceleme sonucu verilen usul ve yasaya aykırı kararın bozulması gerekmiştir.” (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 2021/311 E., 2022/2247 K.)
Hukuk Desteği