ANLAŞMALI BOŞANMA SÜRECİNDE EŞLERİN AYNI KONUTTA YAŞAMASININ HUKUKİ RİSKLERİ

Anlaşmalı boşanma davalarını (Lütfen bakınız.)  ve bu davalarda gerçekleşen mal paylaşımı (Lütfen bakınız.) konularını önceki yazılarımızda anlatmıştık. Bu yazımızda ise çiftlerin bu süreçte aynı konutta yaşamaya devam etmesinin etkilerini inceleyeceğiz. 

Boşanma kararı alan çiftlerin, özellikle ekonomik sebepler veya çocukların düzenini bozmamak adına dava sonuçlanana kadar aynı evi paylaşmaya devam etmeleri sık rastlanan bir durumdur. Ancak bu durum mevcut yargı kararlarına göre davanın esasına etki eden risk faktörlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. 

Hukuk sistemimiz, boşanma iradesi ile fiili yaşam biçimi arasındaki tutarlılığı esas aldığından, kağıt üzerinde anlaşmalı boşanma protokolü sunulurken fiilen ortak hayatın sürdürülmesi, bazı mahkemelerce “boşanma iradesinin samimi olmadığı” ve “dürüstlük kuralına aykırılık” olarak nitelendirilmektedir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2024/6339 ve 2013/14373 sayılı kararlarında açıkça belirtildiği üzere, anlaşmalı boşanma iradesi ortaya konulmasına rağmen tarafların fiilen birlikte yaşamaya devam etmeleri, boşanma hükmünün bozulma gerekçesi sayılabilmektedir. 

Bu durumun yarattığı en büyük hukuki tehlike, aynı evde yaşamanın bir tür “af” veya “barışma” varsayımı doğurmasıdır. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 2024/5263 sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolü sunulmasına rağmen tarafların “aynı evde yaşadıklarını” beyan etmeleri, evlilik birliğinin devamı yönünde bir irade, bir başka söylemle feragat veya barışma olarak kabul edilmiş ve neticeten dava reddedilmiştir. Benzer şekilde, dava açıldıktan sonra tarafların aynı evde yaşamaya devam etmeleri, evlilik birliğinin temelinden sarsılmadığını ve “ortak hayatın çekilebilir olduğunu” gösteren bir durum olarak yorumlanabilmektedir.  

Sonuç olarak boşanma iradesinin varlığı sadece sunulan dilekçelerde veya protokollerde değil, tarafların yaşam pratiklerinde de aranmaktadır; bu nedenle resmi olarak boşanma talep edilirken ortak hayatın fiilen sürdürülmesi, mahkemeler nezdinde evlilik birliğinin henüz bitmediğine veya “ortak hayatın çekilebilir olduğuna” dair güçlü bir karine oluşturur. Hukuk mantığı gereği, dava sürecinde aynı çatıyı paylaşmaya devam etmek, geçmişte yaşanan olumsuzlukların zımnen affedildiği veya tarafların barışma yoluna girdiği şeklinde yorumlanmaya oldukça müsaittir. Bu tablo, mahkemelerce davanın “samimiyetten uzak” bulunarak reddedilmesine veya Yargıtay aşamasında dürüstlük kuralına aykırılık gerekçesiyle kararın bozulmasına yol açabilir. Dolayısıyla, sürecin sekteye uğramaması ve hukuki iradenin şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatı için, anlaşmalı boşanma beyanıyla eşzamanlı olarak fiili ayrılığın da sağlanması, davanın reddedilme riskini bertaraf etmek adına önemli bir faktör oluşturmaktadır. 

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

Hukuk Desteği 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir