ANAYASA MAHKEMESİ’NİN KURULUŞU VE YARGILAMA USULLERİ HAKKINDA KANUN’UN 45. MADDESİ UYARINCA, BİREYSEL BAŞVURU KONUSU YAPILAMAYACAK OLAN İŞLEMLER ÜZERİNDE GERÇEKTEN BİREYSEL BAŞVURU YOLU KAPALI MIDIR?

Önceki yazımızda, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un (“AYMK”) 45. maddesinin 3. fıkrasında yer alan “Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz.” şeklindeki hükme göre, burada belirtilen hususlar hakkında bireysel başvuru yoluna gidilemeyeceğine değinmiştik. (Lütfen Bkz.) Bu yazımızdaysa, ilgili maddede belirtilen hususlar hakkında gerçekten bireysel başvuru yolunun kapalı olup olmadığını inceleyeceğiz.

Öncelikle yasama işlemleri ile idarenin düzenleyici işlemleri aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı hususunu ele alırsak, zaten bu hükmün karşıt kavramından anılan işlemler üzerinde dolaylı olarak başvuru yapabileceğimizi çıkartabiliriz. Örneğin idarenin düzenleyici işlemlerine karşı idari yargıda olağan kanun yollarının tüketilmesine rağmen, hala güncel ve kişisel hak üzerindeki ihlal ve sonuçları ortadan kaldırılamamışsa; bu aşamadan sonra temyiz mercii kararının ihlale ilişkin kısmıyla birlikte, ihlale neden olan düzenleyici işlem aleyhine dolaylı olarak bireysel başvuru yoluna gidilmesi için herhangi bir engel yoktur.

Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı diğer işlem ve kararlara geldiğimizdeyse; Anayasa Mahkemesi kararları üzerinde yargı denetiminin yapılamaması, hem Anayasa yargısının kesinliği hem de hukuksal istikrar için gerekli ve olması gereken bir durumdur. Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de, Anayasa’nın çeşitli maddeleri içerisinde belirtilmektedir. Bu işlemleri; “Usulüne uygun yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz.”(Anayasa m.90/5), “…olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan cumhurbaşkanı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.”(Anayasa m.148/1), “…Yüksek Askerî Şûranın terfi işlemleri ile kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma hariç her türlü ilişik kesme kararlarına karşı yargı yolu açıktır…”(Anayasa m.125/2), “…(HSK) Kurulun meslekten çıkarma cezasına ilişkin olanlar dışındaki kararlarına karşı yargı mercilerine başvurulamaz…”(Anayasa m.159/10), “…Yüksek Seçim Kurulunun kararları aleyhine başka bir mercie başvurulamaz…”(Anayasa m.160/1), “…Spor federasyonlarının spor faaliyetlerinin yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı ancak zorunlu tahkim yoluna başvurulabilir. Tahkim kurulu kararları kesin olup bu kararlara karşı hiçbir yargı merciine başvurulamaz.” (Anayasa m.59) şeklinde sıralayabilmekteyiz.

İlk olarak usulüne uygun yürürlüğe konulmuş antlaşmalara baktığımızda, buradaki asıl kapalılık alanının somut norm denetimi olduğunu görmekteyiz. Ayrıca usulüne uygun yürürlüğe konulan uluslararası antlaşmaların uygulanması sonucunda, kişilerin güncel ve kişisel hakları üzerinde bir ihlal doğuyorsa, kişilerin bireysel başvuru yoluna gidebilmeleri için herhangi bir engel yoktur. Bu kanıya, hem lafzi hem de amaçsal yorumla ulaşmamız mümkündür.

İkinci olarak, yine olağanüstü hallerde çıkarılan cumhurbaşkanı kararnameleri için kapatılan yolun da iptal davalarıyla ilgili olduğunu görmekteyiz. Örneğin; 1982 Anayasa’sının 15. maddesinde belirtilen ve olağanüstü hallerde dahi dokunulamayacak hakların, olağanüstü hallerde çıkarılan cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle ihlal edilmesi durumda bireysel başvuru yoluna gidişin kapatılması mümkün değildir.

Yüksek Askeri Şura’nın terfi işlemleriyle kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayırma işlemleri ve Hakimler Savcılar Kurulu’nun meslekten çıkarma cezasına ilişkin kararları dışındaki işlemler üzerindeki bireysel başvuru yolunun kapatılmasını incelediğimizdeyse, bu iki yasak 1982 Anayasa’sının ilk metninde de yer almıştır ve yasa koyucunun otuz yıl sonra yürürlüğe girecek olan bireysel başvuruyu o yıllarda öngörerek, bu iki alana dair işlemlere karşı başvuru yolunu kapatması pek de mantıklı durmamaktadır. Ancak 2010 yılında bu iki yasak alanında yapılan daraltmalar sırasında; yasa koyucunun bireysel başvuru yolunu, bu durumlar için de kapattığı tarihsel yoruma gidilerek düşünülebilmektedir.

Sayıştay’ın karar düzeltme istemleri sonunda verdiği karara karşı idari yargıya başvurulamaması ve Yüksek Seçim Kurulu kararları aleyhine başka bir mercie başvurma yolunun kapatılmış olması incelenirken, önemli olan Sayıştay ve Yüksek Seçim Kurulu’nun hangi niteliğe sahip olduğudur. Belirtilen hususlar için bireysel başvuru yolunun kapatılıp kapatılmadığı, bu iki kurumun mahkeme niteliği taşıyıp taşımadığına göre değişmektedir. Anaysa Mahkemesi 2010 yılından önceki kararlarında, iki yapıyı da mahkeme olarak nitelendirmemekteydi. Ancak Mahkeme’nin 2010 yılından sonraki eğilimi, iki yapının hem yargısal hem de idari işlevinin olduğu yönündedir. Eğer Sayıştay bir mahkeme olarak kabul edilirse; nasıl Yargıtay ve Danıştay’ın kararlarına karşı Anayasa şikayeti yoluna gidilebiliyorsa, Sayıştay’ın kararlarına karşı da bu yola başvurulabilir yorumunu yapmak mümkündür. Ayrıca madde hükmünde Sayıştay kararları için idari yargıya başvurulamayacağının belirtilmesi de, bu yasağa bireysel başvurunun dahil edilmemesi gerektiği açısından bir göstergedir. Bir başka yönden de seçim konularında yaşanacak hak ihlallerinin önlenmesi için kurulan bir yapının kararları hakkında, yine hak ihlallerini önlemek adına tasarlanan bireysel başvuru yoluna gidilmesinin kapatılması, belirtilen amaçların sağlanması açısından pek uygun gözükmemektedir.

2011 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle spor federasyonlarının, spor yönetimine ve disiplinine ilişkin kararlarına karşı sadece zorunlu tahkim yoluna gidilebileceği ve tahkim kararları için hiçbir yargı merciine başvurulamayacağı belirtilse de, örneğin tahkim kurulunda adil yargılanma hakkı ihlal edilen kişinin ya da maçtan sonra yapılan basın toplantısında fikrini belirtmediği için hakkında disiplin işlemleri başlatılan sporcunun bireysel başvuru yoluna gitmesinin engellenmesi mümkün değildir.

Son olarak bireysel başvuru yolu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne, Türkiye bünyesinde yapılan ihlal başvurularının ve alınan ihlal kararlarının azaltılması amacıyla kabul edilmiştir. Bu yolun kabulünden sonra yukarıda sayılan hükümlere karşı bireysel başvurunun kapatılması, hedeflenen amaçla da çelişmektedir.

(Lütfen Bakınız.)

(Lütfen Bakınız.)

(Lütfen Bakınız.)

(Lütfen Bakınız.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir