Borçlu hakkında yürütülen icra takibinde, borçlunun başka bir hukuki sebeple kazandığı ancak henüz tapuda veya gemi sicilinde kendi adına tescil ettirmediği mülkiyet ve diğer ayni haklarla karşılaşılabilir. Bu haklar sicilde borçlu adına kayıtlı görünmediği için doğrudan haczedilmesi ve satışa çıkarılması mümkün olmayabilir. İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 94. maddesinin ikinci fıkrası, bu durumda alacaklıya söz konusu hakkın borçlu adına tescilini takip etme imkanı tanımaktadır.
Kanun hükmüne göre, borçlunun reddetmediği miras veya başka bir sebeple iktisap ettiği ancak henüz tapuya veya gemi siciline tescil ettirmediği mülkiyet ve diğer ayni hakların borçlu adına tescili alacaklı tarafından istenebilir. Alacaklının bu yöndeki talebi üzerine icra dairesi, alacaklının tescil işlemini takip edebileceğini tapu veya gemi sicili müdürlüğüne ve gerektiğinde mahkemeye bildirir.
Alacaklının bu yola başvurabilmesi için öncelikle borçlunun tescile elverişli bir mülkiyet veya ayni hak kazanmış olması gerekir. Borçlunun üçüncü kişiden yalnızca para, hakediş, tazminat veya sebepsiz zenginleşmeden kaynaklanan bir alacağının bulunması yeterli değildir. İİK m. 94 ikinci fıkra, para alacaklarının tahsili amacıyla değil, borçlu adına tescil edilmemiş mülkiyet ve diğer ayni hakların sicile geçirilmesi amacıyla uygulanmaktadır.
Borçlunun belirli bir taşınmazı kendi adına tescil ettirme hakkı bulunuyorsa, alacaklı takibin yürütüldüğü icra dairesine başvurarak tescil işlemini takip etmek ve gerektiğinde dava açmak üzere yetki verilmesini isteyebilir. İcra dairesince verilen bu yetki, taşınmazın mülkiyetini alacaklıya geçirmez. Alacaklıya yalnızca borçlunun sahip olduğu tescil hakkını onun adına takip etme imkanı sağlar.
Tescil işlemi tapu müdürlüğünde doğrudan yapılabiliyorsa alacaklı, icra dairesinin bildirimi doğrultusunda işlemleri takip edebilir. Ancak tescil hakkının üçüncü kişiler tarafından kabul edilmemesi, taşınmazın başka kişiler adına kayıtlı bulunması veya maddi hukuk uyuşmazlığı çıkması halinde tapu müdürlüğü bu uyuşmazlığı çözemez. Bu durumda alacaklı, icra dairesinden aldığı yetki belgesine dayanarak tapu iptali ve borçlu adına tescil davası açabilir.
Uygulamada dikkat edilmesi gereken en önemli konulardan biri, yetki belgesinin kapsamının açık ve belirli olmasıdır. Yetki talebinde yalnızca borçlunun bir sözleşme nedeniyle hak kazandığı taşınmazların tescilinin takip edilmek istendiğinin belirtilmesi yeterli olmayabilir. Tescili istenecek taşınmazın il, ilçe, mahalle, ada, parsel, blok ve bağımsız bölüm bilgilerinin mümkün olduğunca açık şekilde gösterilmesi gerekir.
Yetki belgesinde hangi taşınmaz veya bağımsız bölüm yönünden işlem yapılacağı belirtilmezse, açılacak davada alacaklının dava takip yetkisinin usulüne uygun şekilde doğmadığı ileri sürülebilir. Bu nedenle icra dairesine başvurulmadan önce güncel tapu kayıtlarının temin edilmesi, taşınmazların açık bilgilerinin belirlenmesi ve yetki talebinin bu bilgiler esas alınarak hazırlanması önem taşımaktadır.
İcra dairesince yetki verilmesi, borçlunun ilgili taşınmazı kesin olarak hak ettiğinin kabul edildiği anlamına gelmez. İcra dairesi, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki maddi hukuk uyuşmazlığını kesin olarak çözmemekte; alacaklıya yalnızca bu hakkı takip edebilmesi için dava takip yetkisi vermektedir. Borçlunun gerçekten tescil hakkı kazanıp kazanmadığı, uyuşmazlık halinde mahkeme tarafından incelenecektir.
Hukuk Desteği
Kaynakça
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 2013.9185 E., 2013.8249 K., 20.12.2013
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, 2014.1770 E., 2014.6968 K., 05.11.2014
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2023.923 E., 2024.3395 K., 14.10.2024
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 2023.3814 E., 2025.236 K., 22.01.2025
