BONO TAHSILAT REHBERI – 4 Borçlunun Def’ileri

Bono tahsilat rehberi serimizin bu yazısında bonoya karşı ileri sürülen def’ileri uygulamada kullanılan ikili ayrım ile ele alacak ve kambiyo takibinde hangi yolla ileri sürüldüğünü netleştireceğiz. Def’i; borçlunun, alacaklının ödeme talebine karşı senetten doğan borcun mevcut olmadığına, sona erdiğine veya talep edilebilir olmadığına dayanarak ileri sürdüğü hukuki savunmadır. Kambiyo senetlerinde ise def’inin değerlendirilmesinde belirleyici olan husus, savunmanın içeriğinden ziyade, kime karşı ileri sürüldüğüdür. 

Mutlak def’iler, iyi niyetli hamile karşı da ileri sürülebilmeleri bakımından borçlunun en güçlü savunmalarıdır. Bu görünümde senet, kambiyo senedi olarak talep doğuramayacak kadar sakat haldedir. Uygulamada başlıca mutlak def’i örneklerinin ilki senedin kambiyo senedi vasfını taşımaması durumudur. Bu halde İcra ve İflas Kanunu senedin kambiyo niteliği yoksa veya alacaklının kambiyo yoluyla takip hakkı yoksa takibi iptal etme yetkisi verir. Bu, takibin durdurulmasından daha ağır bir sonuçtur. 

Bir diğer örnek ise imza inkârıdır. Borçlunun imzanın kendine ait olmadığına dair savunmasının kabul edilmesi takibi bitirir; ancak reddedilirse borçlu bakımından yüzde yirmiden aşağı olmamak üzere inkâr tazminatı ve yüzde on para cezası riski doğurur. Bu yüzden uygulamada imza inkârı, ancak gerçekten güçlü bir olgusal zeminde ileri sürülmelidir.

Şahsi def’iler, borçlu ile lehtar arasındaki temel ilişkiden doğar. En sık görülenler; mal veya hizmetin hiç verilmemesi bakımından borcun hiç doğmadığı ya da ortadan kalktığına dair öne sürülen bedelsizlik, senedin gerçek ödeme amacı barındırmadan teminat amacıyla verildiğine dair teminat, asıl borç münasebetinin var olmadığı ve bedelsiz ticari senet olması dolayısıyla hatır senedi, takas ve ödeme ibra def’ileridir. Bu savunmalar senedi elinde tutanın lehtar olması ile daha sıkı bir bağ içerisindedir. Öyle ki senedi elinde tutan kişi iyi niyetli hamil ise savunma daralır. Türk Ticaret Kanunu istisnası burada devreye girer. Borçlu, şahsi def’ileri hamile karşı ileri sürebilmek için çoğu zaman hamilin kötü niyetini ispatlamak zorundadır. 

İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 2022/611 E., 2023/821 K. sayılı kararında hamilin bonoyu iktisap ederken bilerek borçlunun zararına hareket etmesi halinde şahsi def’ilerin de hamile karşı ileri sürülebileceğini açıkça ifade etmiştir. Kararda “6102 s TTK 3. maddesinde “Poliçeden dolayı kendisine başvurulan kişi, düzenleyen veya önceki hamillerden biriyle kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere dayanan def’ileri başvuran hamile karşı ileri süremez; meğerki, hamil, poliçeyi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olsun.” Anılan yasal düzenlemeler uyarınca, bonoda düzenleyen, lehtar ile kendi arasında doğrudan doğruya var olan ilişkilere ait şahsi defileri kural olarak davalı hamile karşı ileri süremez. Ancak, bu kuralın istisnası olarak, hamil bonoyu iktisap ederken bilerek borçlunun zararına hareket etmişse, bu takdirde şahsi defiler hamile karşı da ileri sürülebilir. Bilindiği üzere, teminat senedi iddiası şahsi defidir. Teminat senetlerinde ise ayrıca bir kritik ayrım bulunur. Teminat olduğu senet metninden anlaşılıyorsa; senet kayıtsız şartsız ödeme vaadi içermediği için hükümsüz sayılabileceğinden mutlak def’i gibi çalışır. Hukuk Genel Kurulu, 2021/995 E., 2023/825 K. sayılı kararında teminat şerhinin senedin metninde görünürse, kambiyo senedi gibi çalışmayabileceğini; görünmüyorsa çoğu zaman yalnızca lehtara karşı tartışılabileceğini aktarmıştır.”

Hukuk Genel Kurulu 2021/995 E., 2023/825 K.
sayılı kararında ise “Bononun teminat senedi olduğu senet metninden anlaşılan bu gibi hâllerde bono kayıtsız koşulsuz borç vaadi içermediği için hükümsüzdür ve bu hükümsüzlük düzenleyen tarafından lehtara veya ciranta konumunda olan hamile karşı da ileri sürülebilir. Bu hâlde 6102 sayılı Kanun’un 687nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca senet metninden anlaşılan hükümsüzlük def’i vardır. Bu def’i mutlak def’i olup, üçüncü kişilere karşı da ileri sürülebilir. Bu durumda kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takibin 2004 sayılı Kanun’un 170/a maddesi gereğince iptaline karar verilmesi gerekir. Bononun teminat senedi olduğunun senet metninden anlaşılamadığı hâllerde borçlu bu iddiasını 2004 sayılı Kanun’un 168/5 ve 169/a maddeleri kapsamında borca itiraz olarak ileri sürebilir. Bononun sözleşmenin teminatı olarak verildiği iddiası kişisel def’i olup, 6102 sayılı Kanun’un 778/a bendinin göndermesi ile uygulanması gereken aynı Kanun’un 687nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel def’iler temel ilişkinin tarafları arasında ileri sürülebilir.”

Sonuç olarak bono tahsilatında belirleyici olan, borçlunun ileri sürdüğü savunmanın haklılığından çok hukuki niteliği, muhatabı ve usulî konumudur. Bu nedenle kambiyo takibinde başarı, hangi def’i mümkündür sorusundan önce, bu def’i kime karşı ve hangi yolla ileri sürülebilir sorusuna doğru yanıt verilmesine bağlıdır. 

Hukuk Desteği 

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir