ANLAŞMALI BOŞANMA DAVASI SÜRECİNDE KORUMA TEDBİRLERİNİN UYGULANABİLİRLİĞİ VE HUKUKİ MAHİYETİ

Anlaşmalı boşanma süreci ile 6284 sayılı Kanun kapsamında talep edilen uzaklaştırma tedbiri, amaç ve hukuki nitelikleri itibarıyla birbirinden farklı iki mekanizmadır. Anlaşmalı boşanma, tarafların evlilik birliğini sona erdirme iradelerini mahkemenin denetimi altında protokolle ortaya koydukları bir dava niteliği taşırken; 6284 sayılı Kanun kapsamındaki uzaklaştırma tedbiri, şiddet veya şiddet tehlikesi karşısında kişinin güvenliğini sağlamak amacıyla öngörülen ivedi ve geçici bir koruma aracıdır. Bu nedenle, her iki sürecin eş zamanlı yürütülmesi hukuk tekniği bakımından kural olarak birbirini engellemez.

Mevcut yargı kararları ve öğretideki baskın görüş uyarınca, boşanma davasının türü ne olursa olsun, şiddet veya şiddet tehlikesinin varlığı halinde 6284 sayılı Kanun kapsamında tedbir kararı verilmesi mümkündür. Literatürde de vurgulandığı üzere, 6284 sayılı Kanun tedbirlerinin uygulanabilmesi için bir boşanma davasının açılmış olması ön koşul olmadığı gibi, devam eden bir anlaşmalı boşanma sürecinde de uzaklaştırma tedbirinin talep edilmesi hukuken mümkündür. Bu kapsamda, anlaşmalı boşanma davası açılırken eş zamanlı olarak uzaklaştırma talebinde bulunulması, davanın açılmasına engel teşkil eden doğrudan bir usulî “çelişki” olarak kabul edilmemektedir.

6284 sayılı Kanun kapsamında talep edilen uzaklaştırma tedbiri, niteliği itibarıyla cezalandırıcı bir yaptırım değil; şiddetin önlenmesine yönelik, ivedi ve geçici bir tedbirdir. Dolayısıyla tedbirin varlığı, boşanmaya ilişkin irade açıklamasını ortadan kaldırmamakta; yalnızca taraflardan birinin güvenliğinin sağlanması amacıyla geçici bir koruma rejimi işletmektedir. Uygulamada da taraflardan biri hakkında uzaklaştırma kararı bulunmasının, anlaşmalı boşanma iradesinin beyan edilmesine ve davanın yürütülmesine tek başına engel sayılmadığı görülmektedir.

Bununla birlikte, uzaklaştırma kararının mevcudiyeti anlaşmalı boşanma protokolünü kendiliğinden hükümsüz kılmamakla beraber; hâkimin Türk Medeni Kanunu m.166/3 kapsamında protokolü uygun bulma aşamasında tarafların beyanlarını serbest irade bakımından daha hassas şekilde değerlendirmesini gerektirebilir. Bu durum bir çelişki olarak değil; anlaşmalı boşanmada irade denetimi ile koruma fonksiyonunun eş zamanlı işletilmesinin doğal bir sonucu olarak önemli görülmelidir. Bu çerçevede, şiddet veya şiddet tehdidi altındaki eşin koruma talep etmesi, anlaşmalı boşanma protokolünün geçerliliğini kendiliğinden ortadan kaldırmaz; aksine 6284 sayılı Kanun’un tanıdığı bağımsız bir koruma alanı olarak varlığını sürdürür.

Sonuç olarak, 6284 sayılı Kanun uyarınca alınan uzaklaştırma tedbiri ile anlaşmalı boşanma davası; kanuni amaçları ve işleyişleri bakımından birbirinden bağımsız, ancak eş zamanlı yürütülebilen süreçlerdir. Tedbir kararı alınması, Türk Medeni Kanunu açısından boşanma kararı verilmesini zorunlu kılmamakla birlikte; şiddet veya şiddet tehlikesinin varlığı halinde tedbir talep edilmesi hukuken korunmuş bir haktır. Tarafların boşanma konusunda mutabık olmaları, anayasal ve yasal düzlemde güvence altına alınan korunma hakkından feragat ettikleri anlamına gelmediğinden; anlaşmalı boşanma süreci içerisinde koruma ve önleme tedbirlerinin talep edilmesi ve uygulanması hukuken uyumlu ve mümkündür.

Hukuk Desteği

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

(Lütfen bakınız.)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir