
Yargılama sırasında mahkemeye ibraz edilen deliller, esas olarak takdiri ve kesin delil şeklinde iki başlık altına kategorize edilmektedir. Hakim için bağlayıcılık teşkil eden, yargılamaya konu olan vakıayı kesin olarak ispat ettiği kabul edilen ve aksinin iddia edilmesi mümkün olmayan deliller, kesin delil olarak adlandırılırken; hakim için bağlayıcılık teşkil etmeyen, üzerinde hakimin takdir yetkisini kullanabileceği deliller, takdiri değil olarak ifade edilmektedir.
Hukuk yargılamasında kesin deliller sınırlı olarak sayılmış olup bunlar; yemin, senet ve kesin hükümdür. Ceza yargılamasındaysa, hukuk yargılamasından farklı olarak delil serbestisi ilkesi benimsenmiştir. Bu ilkeye göre ceza muhakemesinde, maddi gerçeğe ulaşmak için -hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması şartıyla- her türlü delil ispat vasıtası olarak kullanılabilecektir.
Hem hukuk hem de ceza yargılamalarında sıklıkla kullanılan ve oldukça önemsenen delil türlerinden birisi de bilirkişi raporudur. Hakim tarafından bilirkişi raporuna başvurulabilmesi, yargılamanın devamı için özel ve teknik bilgiyi gerektiren bir halin olmasına bağlıdır. Başka bir söylemle hukuki bilgi ve tecrübeyle çözümlenebilecek sorunlar hakkında, hakimin bilirkişi deliline başvurabilmesi mümkün değildir.
Hakim ya da savcı tarafından -gerekli şartlar sağlandığı takdirde- talep edilmese bile başvurulabilen bilirkişi delilinde dikkat edilmesi gereken en önemli noktalardan biri, bilirkişi raporunun takdiri delil olup hakimi ya da savcıyı bağlamadığıdır. Başka bir deyişle bilirkişi veya bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan rapor, hakim ya da savcılar tarafından serbestçe takdir edilecek, gerekli hallerde rapordaki eksiklikler bilirkişiye veya heyete tamamlattırılacak, -hazırlanan raporun, dosyanın teknik kısımlarını gidermediği halde- başka bir bilirkişi veya bilirkişi heyeti atanacaktır.
Yapılan açıklamalardan hareketle şüphesiz, hakim ya da savcı tarafından salt olarak bilirkişi raporuna bağlı kalınarak karar verilmesi hem hatalı kararların ortaya çıkmasına hem de bilirkişinin hakim ya da savcının yerine geçmesine sebebiyet verecek sakıncalara yol açacaktır. Konu hakkında Yargıtay’ın çeşitli daireleri tarafından verilen ilgili kararları alıntılamaktayız;
- “Mahkeme, çözümü özel ya da teknik bilgiyi gerektiren
hallerde bilirkişi görüşüne başvurur. Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve
hukuki bilgi ile çözümü mümkün konularda bilirkişi dinlenemez ( HUMK. md. 275
). Hakim bilirkişi raporunda noksan ve müphem gördüğü hususların giderilmesi
için ek rapor isteyebilir, gerekirse yeniden bilirkişi seçer, yeniden tetkikat
yaptırabilir ( HUMK. md. 283 ). Bilirkişi maddi vakalar hakkında görüşünü
bildirir. Hukuki sorunlar hakkında görüş bildiremez, delilleri takdir yetkisi
de yoktur. Bilirkişi raporunun hükme esas alınması belirtilen bu kurallara
uygun olmasıyla mümkündür. Aksine tutum, Türk Milleti adına hüküm vermeye tek
yetkili “Hakim’in” yerine “bilirkişi”nin konulması sonucunu
doğurur. Sözleşmenin yorumu, yanlarca ileri sürülen hususların sabit kabul
edilmesi bilirkişiye terkedilemez. Bu hususlar gözetilmediği için dosyadaki
rapor yetersizdir. Yetersiz rapora dayanılarak hüküm verilemez.” (Yargıtay 15. Hukuk Dairesi,
1991/1695 E., 1991/5031 K., 24.10.1991 T.) - “…Bilirkişi raporu kural
olarak hakimi bağlamaz. Hakim, raporu serbestçe takdir eder. Hakim, raporu
yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya
çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden
inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hakim
çelişkiyi gidermeden karar veremez…” (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 2017/8769 E.,
2019/5253 K., 10.06.2019 T.) - “…Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay
değerlendirildiğinde; Olayın meydana geldiği Sinem sitesinde birbirinden
bağımsız 5 ayrı blok olduğu, her bloğun kendi yönetiminin bulunduğu, ayrıca
bloklar dışında kalan siteye ait dükkan ve işyerleri ile ilgili işlemleri yapan
bir site yönetiminin bulunduğu, site yönetimi ile blok yönetimlerinin iş ve
görev tanımlarının denetime olanak verecek şekilde tespit edilip sorumluluğun
kime ait olduğunu belirlemenin hakimin takdiri ve görevi kapsamında olduğu,
öncelikle mahkemece söz konusu olayın meydana geldiği yerde sorumlu kişi yada
kişileri tespit edip sonrasında bu kişilerin yapması gerekirken
yapmadıkları, yapmaması gerekirken yaptıkları eylemlerin tespiti ile hukuki durumlarının
buna göre değerlendirmesi yerine, mahkemece yazılı şekilde 04/03/2013
tarihli bilirkişi raporuna atıf yaparak sanık …’ün mahkumiyetine, diğer
sanıkların ise beraatine karar verilmesi..” (Yargıtay 12. Ceza
Dairesi, 2014/4441 E., 2015/6714 K., 16.4.2015 T.) - “Hakim veya Cumhuriyet Savcısı kendi
bilgisi, kültürü ve mükîesebatı ile önüne gelen bir konuyu çözmek yeteneğine
sahiptir, ihtisasla ilgisi bulunmayan hallerde, bilirkişinin mütalaasına
başvurulmasına yasal bir gerek yoktur; İncelenen davanm en önde gelen
bilirkişisi hakim ya da C. Savcının kendisidir.’’ (Yargıtay. 8. Ceza
Dairesi, 13.10.1975, 6525 E., 5960 K.,
13.10.1975 T.) - “Hakim, bilirkişi düşüncesiyle bağlı
değildir. Hakim bir uyuşmazlık gözerken hangi hususlarda uzman yardımından
yararlanacağını kendisi takdir eder. Ancak, sanığın bilincinin incelenmesi gibi
belli bir ilrrû ve tekniği ilgilendiren, özel bilgiyi gerektiren incelemelerde
hakim bilirkişi tayinini zorunlu olarak yapar.” (Yargıtay 1. Ceza Dairesi,
1991/391 E., 1991/559 K., 01.03.1991 T.)
Hukuk Desteği