ZİLYETLİK

Zilyetlik, taşınır/taşınmaz mallar üzerindeki hakimiyeti ifade eden bir kavramdır. Bu durum, mal üzerindeki fiili hakimiyet olarak belirtilse de zilyetlik sadece fiili hakimiyetten ibaret değildir. Türk Medeni Kanunu (“TMK”) m.973 zilyetliği, “Bir şey üzerinde fiilî hâkimiyeti bulunan kimse onun zilyedidir. Taşınmaz üzerindeki irtifak haklarında ve taşınmaz yüklerinde hakkın fiilen kullanılması zilyetlik sayılır.” şeklinde tanımlamıştır. Peki bahsedilen fiili hakimiyetin anlamı nedir?

Yukarıda alıntılanan madde hükmüne göre, zilyetlik için sürekli olarak el altında bulundurma gerekmemektedir. Örneğin; kiracı vasfıyla bulunduğumuz evden dışarıda bulunan işlerimizi halletmek için ayrıldığımızda ya da otomobilimizi otoparkta bıraktığımızda, mal üzerinde el altında bulundurma eylemi sona erse de zilyetlik devam etmektedir.

Kazanılan zilyetlik, başka bir kişi tarafından devralınmadıkça ya da ele geçirilmedikçe varlığını sürdürür. Zilyetliğin kazanılmasıysa dört şekilde gerçekleştirilir. Bunlar;

(i)aslen kazanma,

(ii)devren kazanma,

(iii)miras yoluyla kazanma

şeklinde ifade edilebilmektedir.

Aslen kazanma; sahipsiz eşyalar üzerinde, başka bir kişinin rıza ve beyanı olmadan hakimiyet kurulmasıdır. Denizden tutulan balık üzerindeki hakimiyet durumuysa, zilyetliğin aslen kazanılmasına verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Devren kazanmadaysa aslen kazanmanın tersine; başka bir kişinin, rıza göstererek zilyetliği devretmesi söz konusudur. Miras yoluyla zilyetliğin kazanılması durumu; yasal ya da atanan mirasçının, murisin ölümüyle terekenin kendisine pay olarak düşen kısmının zilyetliğini kazanmasıdır.

Bu bahsedilenlerden sonra önemle belirtmek gerekir ki; zilyetliğin geçerli olarak kazanılabilmesi için zilyetliği elde edecek kişide, zilyet olma iradesinin bulunması gerekmektedir. Örneğin; bir arabayı zilyet olma iradesi olmadan elinde bulunduran kişi, bu iradeye sahip olmadan zilyet olarak nitelendirilemez.

Son olarak başkasının zilyetliğinde bulunan malı gasp eden kişi; zilyedin beyanı neticesinde, gasp ettiği malı geri vermekle yükümlüdür. Beyanı sonrasında malını hala haksız müdahaleden kurtaramayan zilyet, malın iadesi için dava yoluna gidebilmektedir. Zilyet; mal üzerindeki hakkını ispat ettiği takdirde, hem malının iadesi sağlanır hem de malı gasp edildiği süre boyunca uğradığı zararlar tazmin edilir. Ayrıca malı haksız yere elinde bulunduran kişi, malı elinde bulundurduğu süre boyunca meydana gelen hasarları gidermek, geri dönülmez bir hasar halindeyse parasal olarak karşılığını ödemek zorundadır. Zilyedin, malına gasp halinde bahsettiğimiz dava yoluna gidebilmesi için kanunda öngörülen süre, malında gaspı öğrenmesinden başlayarak iki ay, her haldeyse haksız eylemin başlangıcından itibaren bir yıldır.

Hukuk Desteği

iletisim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir