İSPAT YÜKÜ VE HAYATIN OLAĞAN AKIŞINA AYKIRILIK KRİTERİ – I

Av. Sevcen CAN & Av. Yasemin ÇORAK

Fiili karine kavramıyla da ifade edilen hayatın olağan akışı kriteri, dayanağını yasal düzenlemelerden almayan, ancak pratikte ispat kurallarını sıkı sıkıya uygulamanın yargılamada özellikle delilleri değerlendirmek ve hüküm kurmak noktasında yol açtığı problemleri bertaraf etmek üzere, sınırları doktrin ve içtihatlarla belirlenen, ispat yükü dağılımına önemli birtakım etkileri olan bir kavramdır. Bu yazı serimizde, hayatın olağan akışı kriterinin ispat yükü dağılımına etkisi ele alınacaktır. 

İSPAT YÜKÜ

İspat yükü kısaca, bir yargılamada ileri sürülen iddia ve savunmaların dayanağını oluşturan vakıaları ispat etme yükümlülüğü altında bulunan tarafı adresleyen bir kavram olup, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddesinin “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmüyle düzenleme altına alınmıştır. Ancak anılan hükmün Almanca metindeki haline paralel şekilde yorumlanması gerektiği konusunda doktrinde görüş birliğine varılmış, 12.1.2011 tarihli, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 190. maddesinde ispat yükü dağılımına ilişkin temel kural “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir.” ifadeleriyle tekrar düzenleme altına alınmıştır. 

İspat yüküne ilişkin temel kuralın yeniden belirlenmesindeki gereklilik ve amaç; HMK madde 190 gerekçesinde de “İspat yüküne ilişkin kural daha önce Türk Medenî Kanununda düzenlenmiş olmasına rağmen ispat yükü kurallarının maddî hukuk temelli olmakla birlikte bir usul hukuku müessesesi olması sebebiyle, bu Kanun içerisinde yeniden düzenlenmiştir. Ayrıca bu durum, ispat hukukuna ilişkin tüm genel hükümlerin birlikte düzenlenmesinin de bir sonucudur. İspat yükü kuralı, Türk Medenî Kanunundaki düzenleniş tarzına göre daha açık ve üzerinde uzlaşılan bir şekilde ifade edilmiştir.” şeklinde ifade edilmektedir.

Ancak, ispat yükünün dağılımına ilişkin problemler temel kuralın yeniden düzenlenmesiyle de çözülememekte, bu nedenle başka birtakım kriterler, tamamlayıcı hükümler ve istisnalara halen ihtiyaç duyulmaktadır. Nitekim usul hukukunda deliller yeterli olmasa dahi hakim esas hakkında bir karar vermek durumunda, özellikle yeterli delilin bulunmadığı durumlarda hakim olayın ispatsız kalmasından dolayı aleyhe bir kararla karşılaşma olasılığı bulunan tarafı belirlemek zorundadır[1]. Bu doğrultuda ispat yükü, bir vakıanın davada taraflardan birisi tarafından ispat edilme zorunluluğunu ifade etmektedir.

İspat yükü kavramına giriş yaptıktan sonra, bir sonraki yazımızda temel ispat kuralının istisnası olağan hayatın olağan akışına aykırılık kriterini değerlendirmeye başlayacağız.

Hukuk Desteği


[1] TAŞPINAR, S. Fiili Karinelerin İspat Yükü Dağılımındaki Rolü, S. 546

iletisim: [email protected]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir